Otomobilin Çıkışına Karşı Çıkan Şehirler ve Yasak Yılları

Bu Sayfayı Paylaşın
Bugün otomobilleri düşünmeden yaşayamıyoruz ama bakın, tarih boyunca iki yer vardı ki motorlu araçları tamamen yasakladı: Kanada'nın Prince Edward Island adası (1908–1919) ve İsviçre'nin Grisons kantonu (1900–1925). Yani bir zamanlar dünyanın belli köşelerinde araba sürmek resmen suçtu. Bu sayfada bu iki yasağın hikâyesini, arkasındaki direnişin nedenlerini ve otomobilin toplumsal kabul mücadelesini anlatıyorum.
Öne Çıkanlar
- Prince Edward Island, 26 Mart 1908'de oybirliğiyle otomobili yasakladı; yasağa uymayan sürücüler için hapis cezası öngörülmüştü.
- İsviçre'nin Grisons kantonunda yasak 25 yıl sürdü ve 21 Haziran 1925'te halk oylamasıyla yalnızca %52 oy la kaldırılabildi.
- Connecticut, 21 Mayıs 1901'de motorlu araçlara hız sınırı getiren ilk ABD eyaleti oldu: şehir içinde 12, kırsalda 15 mil/saat.
- PEI'de yasak döneminde araba sahipleri arabalarını trenle yasaklı bölgelerin dışına taşıyıp orada sürüyordu.
- Grisons'ta yasağı kaldırmak için tam dokuz halk oylaması yapıldı.
Otomobil Neden Yasaklandı? Yasağın Arkasındaki Gerçek Nedenler
İlk bakışta absürt geliyor, değil mi? Ama 1900'lerin başında otomobil herkesin gözünde sevilesi bir buluş değildi. Karşı çıkanların gerekçeleri şunlardı: gürültü, toz bulutları ve yayalara yönelik fiziksel tehdit. Erken otomobillerde bugünkü gibi bir susturucu yoktu; sesleri bir traktörle kıyaslanmayacak kadar rahatsız ediciydi. Üstelik o sesin en büyük kurbanları da insanlar değil, atlardı. At arabası çağında yaşayan bir toplum için trafiğin ortasında panikleyip öten atlara sahip olmak gerçek bir felaketti.
Bir de sınıfsal boyut vardı. Otomobil o dönemde yalnızca zenginlerin alabileceği bir lükstü. Ada ekonomisinin durgunlukta olduğu bir dönemde, çiftçiler mallarını pazara atlarıyla taşırken birkaç zenginin toz bulutları içinde uçmasını izlemek pek çok insana hakaret gibi geliyordu. PEI'de yasağın destekçilerinden Andrew MacLean bunu ekonomi durgunken zenginlere atılan bir tekme olarak yorumluyor. Bir de dinsel ve toplumsal ritim vardı: insanlar pazar günleri kiliseye, cumartesileri alışverişe gidiyordu ve hızlı geçen arabaların bu düzeni bozmasından korkuyordu. Dönemin belgelerinde otomobiller için devil wagons (şeytan arabaları) ve public nuisances (kamusal rahatsızlıklar) gibi ifadeler kullanılıyordu. Hatta bir kitabın adı bile Ban the Automobile: Instrument of Death, yani otomobili yasaklayın: ölüm aracı. Bu insanların korkusunun ne kadar gerçek olduğunu gösteriyor.
Prince Edward Island: Kuzey Amerika'da Arabaların Yasak Olduğu Tek Yer
Kanada'nın doğusundaki bu küçük adada otomobilin tarihi aslında epey eski. İlk atsız aracı 1866'da North Rustico papazı Georges-Antoine Belcourt satın aldı; bu, Britanya Kuzey Amerikası'nda satın alınan ilk otomobil olarak kabul ediliyor. 1900'de Charlottetown'lı iş insanları bir buharlı araba alıp yerel turlarda kullandı. Yani adada araba sevgisi hiç olmadı diyemeyiz.
Ama tablo değişti. 1908'de adada yalnızca 7 otomobil varken, hükümet olaya el attı ve 26 Mart 1908'de Yasama Meclisi motorlu araç yasağını oybirliğiyle kabul etti. Yasağın gerekçeleri güvenlik endişeleri, atları ve çiftlik hayvanlarını korkutmaları ve ada yollarının kötü durumuydu. Yasak sadece sürmekle sınırlı kalmadı: araba ithalatı da yasaklandı ve yasağa uymayan sürücüler için hapis cezası öngörüldü. 1908 ile 1919 arasında PEI, Kuzey Amerika'da araba sürmenin yasadışı olduğu tek yerdi.
Yamaç yorganı gibi yollar: Yasağın yürümesi imkânsızdı
Yasak tam uygulanamadı, çünkü ada adeta bir "yorgan yaması" gibi oldu: bazı bölgelerde araba serbest, bazılarında yasak. Sürücüler çareyi çılgın bir çözümde buldu. Fox çiftçisi Frank Tuplin arabasını Summerside'da süremiyordu; arabasını trenle Charlottetown'a götürüp orada kullanıyordu. Düşünsenize, bugün arabamızı trene yükleyip bir sonraki şehirde sürmek gibi bir şey bu!
1913'te baskılar arttı. İş insanları, yasak yüzünden turizm gelirlerinin 90.000 dolar azaldığını söyleyerek yasağın gevşetilmesini istedi. Nisan 1913'te çıkan bir yasa, arabalara pazartesi, çarşamba ve perşembe günleri izin verdi; salı ve cuma günleri (kilise hazırlığı), cumartesileri (alışveriş günü) ve pazarları (kilise günü) ise yasak kaldı. Ama bu karara çiftçilere danışılmadan varılması işleri karıştırdı. Haziran 1913'te okul bölgesi bazında bir plebisit yapıldı ve raporlara göre katılanların %90'ından fazlası yasağın geri gelmesini istedi; resmî sonuçlar hükümet tarafından gizlendi bile.
Yasağın bitişi ve pes etmeyen çiftçiler
I. Dünya Savaşı her şeyi değiştirdi. Savaş seferberliği, kitlesel üretimle düşen fiyatlar ve artan tanışıklık, otomobile bakışı yumuşattı. 1916'dan itibaren imzaların %75'ini toplayan bölgeler yasağı kaldırabiliyordu. 1917'de Başbakan John Alexander Mathieson yasağı kaldırmayı önerdi ama meclis 14-14 berabere kaldı; Meclis Başkanı John S. Martin'in oyunla teklif geçti. Yasak resmen 29 Ağustos 1919'da kaldırıldı. Ama ilginç bir detay: yasak bitmesine bitdi ama çiftçiler yıllarca yollara eski biçak bıçakları, çivili tahtalar ve dikenli tel koyarak arabalara yol kapatmaya devam etti. Tarihçi Rudy Croken'a göre at korkusundan kaynaklanan büyük kazalar beklenildiği gibi olmadı; asıl yaşanan olaylar araç sabotajıydı.
İsviçre'de 25 Yıl Boyunca Yasak: Grisons Örneği

Avrupa'da bu iş daha da dramatik. İsviçre'nin dağlık Grisons (Graubünden) kantonu, güçlü protestoların ardından 17 Ağustos 1900'de kantonun tüm yollarında otomobil sürmeyi yasakladı. Gerekçeler tanıdık: öten atlar, gürültü ve toz. Ama Grisons'un PEI'den farkı süre: yasak tam 25 yıl sürdü ve bu, Avrupa'da otomobile uygulanan en uzun yasağı anlamına geliyor. Üstelik kanton tüm motorlu araçları yasaklamıştı, yani motosikletler bile yasaktı.
İsviçre'nin doğrudan demokrasisi burada ilginç bir rol oynadı. Yasağı kaldırmak için toplam dokuz halk oylaması yapıldı ve bunlardan biri 13 Ekim 1907 tarihli oylamaydı. Hepsi reddedildi; motorlu trafiğe karşı çıkanlar bunu "monster luxurius" gibi abartılı ifadelerle lanse ediyordu. Sonunda 21 Haziran 1925'te seçmenlerin %52'si yasağı kaldırdı. Yani fark yalnızca %2! Bu, demokrasinin yeniliği nasıl geciktirebileceğinin klasik bir örneği. Ve tabii yasak bitince kanton yıllar geriden geldi; 1925'te araç sayısı hâlâ çok düşüktü.
İlk Düzenlemeler: Yasak Gelmeden Önce Kurallar
Tam yasaklar bir kenara, otomobile karşı ilk tepkiler aslında düzenleme biçiminde geldi. İngiltere, 1865'te çıkan Locomotive Act ile (halk arasındaki adıyla Red Flag Act) kırsalda saatte 4 mil, şehirde 2 mil hız sınırı koydu ve her aracın önünde kırmızı bayraklı bir yürüyücünün olmasını zorunlu tuttu. Yani arabanın önünde bayrak sallayan adam düşün! 14 Kasım 1896'da çıkan yeni kanun bu bayrak zorunluluğunu kaldırınca motorlu araç hayranları Londra'dan Brighton'a doğru bayrağı ikiye yararak kutlama yaptılar. Sonra 1903'te Birleşik Krallık Motor Car Act ile mevzuatı güncelledi. Atlantik'in öte yakasında ise 21 Mayıs 1901'de Connecticut, motorlu araçları düzenleyen ilk ABD eyaleti oldu: şehir içinde 12 mil/saat, kırsalda 15 mil/saat.
| Yer | Tarih | Kural |
|---|---|---|
| İngiltere | 1865 | Kırsalda 4, şehirde 2 mil/saat; kırmızı bayraklı yürüyücü zorunlu |
| İngiltere | 14 Kasım 1896 | Kırmızı bayrak zorunluluğu kaldırıldı |
| Connecticut | 21 Mayıs 1901 | Şehir içinde 12, kırsalda 15 mil/saat hız sınırı |
| Birleşik Krallık | 1903 | Motor Car Act |
| Grisons | 17 Ağustos 1900 | Tüm motorlu araçlar yasaklandı |
| Prince Edward Island | 26 Mart 1908 | Otomobiller yasaklandı, ithalat men edildi |
Yaya Ölümleri ve "Jaywalking" Kavramının Doğuşu
Direnişin en somut nedeni kaygılardan biri de ölümle ilgiliydi. Erken dönem trafik kazaları hayli vahimdi: 1896'da saatte 4 mil hızla giden bir aracın çarptığı bir kadın, kayıtlara geçen ilk trafik ölümü oldu; 1899'da bir yayayı öldüren araç da kaydedilen ilk olaylardan biri olarak geçiyor. O dönemde yayalara trafiğin merkezinde yer veriliyordu ve sürücüler, koşullardan bağımsız olarak genellikle kasten adam öldürmekle suçlanıyordu. Yani başlangıçta hukuk otomobilin değil, yayaların yanındaydı.
Sonra bu anlatı tersine döndü. "Jaywalking", yani yayaların kuralsız karşıdan geçmesi kavramı, otomobil endüstrisinin etkisiyle yaygınlaştırıldı. Kısacası suçun tanımı zamanla yaya üzerinden araba lehine yeniden yazıldı. 1920'lerde kentsel Amerikalılar gözünde arabalar ve sürücileri, başkalarının özgürlüğünü elinden alan "zalimler"di. Otomobil yaygınlaştıkça at nüfusu büyük ölçüde azaldı ve at, otomobil çağında işini kaybetti.
Bu Hikâyenin Bugünle Bağı Ne?
Soru şurada: otomobil karşıtlığı hikâyesinin sonu hiç gelmedi. 1960'larda ABD'de bir eyalet senatörü benzinli araçları yasaklama girişiminde bulundu ve neredeyse başarılı oldu. PEI ve Grisons'ın hikâyesi, her yeni teknolojinin toplumda aynı döngüyü yaşadığını gösteriyor: önce korku ve direniş, sonra düzenleme ve en sonunda kabul. Bugün şehir merkezlerinde otomobillere kısıtlama getiren, düşük emisyon bölgeleri ilan eden şehirlerin tartışması da aynı damardan besleniyor.
Bence en çarpıcı ders şu: otomobil hiçbir zaman kâbus olmadığı ortaya çıktı ama bazı korkular da tamamen yersiz değildi. Trafik kazaları gerçek, gürültü ve kirlilik gerçek. PEI ve Grisons aşırıya kaçtı ama otomobilin toplumsal kabulü asla bedava olmadı ve bugün hâlâ pazarlık konusu. Sence bir gün bugünkü araçlar için de benzer yasak hikâyeleri mi yazılacak? Tarihe bakılırsa, hiçbir şeyi dışlamamak lazım.
Kaynaklar
- Prince Edward Island automobile ban
- P.E.I. put the brakes on cars 115 years ago. It took 5 years to lift the ban
- When PEI Banned Cars
- Grisons automobile ban
- Graubünden: the canton that said no to the motorcar
- The Swiss canton where cars had to be pulled by horses
- Graubünden Car Free 1900-1925
- Connecticut enacts first speed-limit law
- Motor Car Act 1903
- Red flag traffic laws
- When Cities Treated Cars as Dangerous Intruders
- A Brief History of Traffic Deaths in the U.S.
- The Forgotten History of How Automakers Invented the Crime of Jaywalking
- The forgotten fight to ban gas-powered cars in the 1960s